Sağlıklı bireyler, sağlıklı toplumlarda yaşar. Eğer toplumların bağışıklık sistemi yapısal ve/veya çevresel faktörler nedeniyle çöktüyse, bireylerin sağlıklı kalması mümkün değildir. Bugün tüm dünyada olan budur ve hastalıklarla mücadele, eksik ya da yanlış bilgilerden dolayı neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Virüslerden kaçan sağlıklı bireyler, hastalık yayan bu tek hücrelilerin üreme hızına yetişememekte, kaçan kovalanmakta ve bulunduğu yerde infaz edilmektedir. Kaçmaya gücü ve cesareti olmayanlarsa şifasını hastalığında aramaktadır. Yakalandıkları hastalıkları rütbeleri, yaydıkları kokular şöhretleri olmaktadır.

Dinle geniş adam!

İşte o çok rütbeli, pek şöhretli adam sensin.  Sana geniş adam diyorlar; duydun mu?

Ben;

Duydum. Zorlu bir geçmişin mirasçısısın geniş adam. Sen, daha portakal kabuğunda vitamin bile değilken;  “buralar eskiden hep zeytinlikti” diyenlerin çocuğusun. Nerede o zeytinler? Gördün mü?

Ben;

Gördüm. Yokluktan geldin sen.  Kimsenin uğramadığı mahallenin en kenarından. Hiçbir şey bilmedin açlıktan başka. Ruhunun ezilmişliği o zamandan kalma. Nerede kalbin?  Hiç dokundun mu?

Ben;

Dokundum. Sözüm gözüne değerken oradaydım. Sen sevgiyi ararken; geçmişini öldürüp, cesedi arabanın bagajına tıkmakla meşguldün, hani o yüzlerce kez tv’de ilk defa diye izlediğin ucuz Amerikan filmlerindeki gibi… Bense insanı arıyordum geçmişin gölgesinde; hiç yazılmayacak cümlelerde. Biliyor muydun?

Ben;

Biliyordum. Sahip olduklarında bulduğun “keşkeler”  son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarındı; hayatın, yanlışlıkla kırdığın aynalarındı. Bakma!  gördüğün sen değilsin dedim. Dokunma!  kanarsın dedim. Dinledin mi?

Ben;

Dinledim Türkünü tekrar tekrar. Sözünü, özümde sakladım. Buldun mu?

Ya sen geniş kadın… Sen hiç aşık oldun mu? Elinde salladığın evlilik cüzdanından bahsetmiyorum. Sakın ha yanlış anlama. Seni küçümsemiyorum. Hayalleri kadar yaşar insan biliyorum.

Merak ediyorum. Sen hiç uğruna savaşacak kadar inandın mı yaşamın özüne?

Hiç hesapsızca verip, pazarlıksız aldın mı?

Kumdan kalelerinin genişliğinden utanıp, bir kez de olsa çapını daralttın mı? O dar alanda duvarlarla hiç paslaştın mı?

Güzelliğini etine sıkıştırdığın her an, korkularınla yüzleştin mi?

Kadınlığını sattığın her an yalnızlığına ağladın mı?

Siz ey geniş insanlar! Kendini pazarlarken kadın, satarken adam olanlar. Siz değil misiniz hak etmediğiniz rütbelerle, hastalığınızı topluma bulaştıranlar; geçmişinizden utanıp,  hayatı olduğu gibi yaşayamayanlar?  Bahaneniz ezberinizdeydi; hayat size hep kötü davranmıştı. Fark etmediniz değil mi; sorun lugatınızdaydı. “Sağlıklı olmak, yaşarken ölmek demektir” diye yazdınız taşa, toprağa. İyi olanı aptal, sağlıklı olanı ölü yaptınız… Sözcükler dilinizde kirlendi; toprağı bile çamur yaptınız.

Boyun eğdiğin, sıtmayı ölüme tercih ettiğin için kızgınım sana geniş adam. Ölümden korktuğun için değil, ölümü göze alamadığın için kızgınım. Kız-mak ateşten geldiği , varlığın aydınlığını çocuklar gibi içinde taşıdığı için… Çocukların için…

*****

*Kutsal sözcüklerin tohumunu ektim yeryüzüne,

Çok geçmeden kötülükler silinecek

Savaşçılar ölecek

Taşlar toprak olacak;

Çok geçmeden anlı şanlı krallar kuru güz yaprakları gibi savrulacak

Her tufanda binlerce Nuh gemisi şu sözlerimi yankılatacak:

“Ekilen tohumlar ürün verecek”

(*Wilhelm Reich _Dinle Küçük Adam kitabından)

Aycan YAYLA

Comments

comments