Son elli yılda garip bir nesil yaratıldı; sevgi-barış-kardeşlik kelimeleri haricinde kendilerini ve olayları izah edemeyen.. hiç bir ağırlığı ve pratikte hiç bir faydası olmayan bu söylemlerin sahipleri; dikkat ediniz, ekonomik düzeyi üst gelir grubuna dahildir..  (pratikte faydası olmayan dememiz; niyetle alakalıdır!. )

her zaman ve dünyanın her yerinde bu böyledir!.

Mazlumdan yana olayım derken; gücün, iktidarın ve hatta terörün yanında olduklarından habersiz, her an duygu sömürüsüne açık ve aynı zamanda duygu sömürüsü aracı olarak kullanıldığının farkına varmayan-varamayan..  medyanın önlerine servis ettiği her türlü fotoğrafla, adi ve aklın sınırlarını zorlayan her türlü komploya açık.. araştırmayan, sorgulamayan ve hatta çoğu zaman okumayan.. açıkçası; çok şey bildiğini sanan, çoğu zaman etrafını ‘snop’ tavırlarla aşağılayan bu cenah, adeta  ‘yeni dünya düzeni’nin  gönüllü askerleri durumundadır ve enteresan olan ise; kendilerini hep sistem karşıtı olarak tarif etmeleridir..

işin en komik ve aynı zamanda trajik boyutu da budur!. 

Bebek cesetlerine ağlamaları gayet samimidir, gerçekten etkilenir ve vicdanları sızlar.. ve lakin o cesetler üzerinden algı yaratan ve aslında bebek cesetlerinin yegane sorumlusu olanların omuzlarına başlarını yaslamaktan da geri durmazlar!.

ağladıkça okşanırlar.. okşandıkça ağlarlar!.

ölümcül bir döngüdür bu.. 

Ancak hiçbir zaman şu soruyu sormazlar; bu insanlık suçlarının arkasında yer alan sermayenin, neden ve enteresandır hep ‘sol’a vurgu yapması ve dünyadaki eşitsizlikten dem vuruyor olması.. yani milyar dolarlık medya kuruluşlarının ‘sol’ kisvesi üzerinden, hiç de derdi olmadığı halde, neden hep insan haklarından.. sevgiden.. ve barıştan söz ettiği ile alakalı bir paradoks durumdur bu.. Yunanistan ve sol bu bakımdan çok iyi bir örnektir!. ve sonuç ortadadır ve birileri yine kızacak ama söylemeliyim!.. onu da en başından yazdık, seçim zaferinin hemen ardından!..

Ülkemiz açısından ele alacak olursak; yıllık 80 milyar euroluk bir uyuşturucu ve insan kaçakçısı örgütü kınamadan-kınayamadan.. bu sefillerle yapılan mücadelede tarafsız kalmayı ‘evrensel’ düşünceye ait bir haslet sanan.. ve tüm terör eylemlerine karşılık halen daha muhatap devletin.. ülkenin ve milletin karşısında yer almak!. kaldı ki; devlet denen mekanizmanın çevirdiği haltların da farkında olarak bunları söylüyorum; çünkü terör ile eş-güdüm ve terörün bitirilmemesinin ardında yatan ölümcül iş-birliği.. bu elbette sabittir!. zaten bizim de terör dediğimiz şey bunların bütünüdür!..

ama vatan!. ve toprak bütünlüğü!.. işte nerede durduğun bakımından önem teşkil eden durum budur!. hükumetlerin kirli iş-birliği eleştirisi üzerinden cansız bir yapı olan devlet’in yıpratılması ve emperyalistlerin eline teslim edilmesine ortak olmak!. işte bizim karşı çıktığımız budur!. üzüm yemek isteyen herkesle yolumuz birdir!. ama söylemler bakımından neyi, ne zaman ve nerede kullandığın mevzusuna geldiğimizde ise..

işgalci ve emperyalist bir devletin sanatçısının ‘barış’ söyleminin evrensel doğruluğu ile.. işgal altında ya da medyaca yaratılan algılarla işgale hazırlanılan bir ülkenin ‘sanatçı’sının ‘barış’ söylemini kullanması iki-yüzlülüğü arasındaki derin ayrım ve uçurum.. elbette halkın belli kesimince anlaşılmayacak, karıştırılacaktır!. medyanın algı çalışmaları bu kafa-karışıklığını normalize etmek açısından elzemdir..

bu çalışma medyanın asli görevidir!.

buradan ‘yarı aydın’ dediğimiz kitleye ulaşılır; ki sonuç, hedefte olan devletin.. ülkenin.. ya da her-hangi bir toplumun halk katmanları arasında uçurumlar yaratmak; ve aynı tarih ve aynı ortak değerler etrafında birleşmiş olan kalabalıkları bir-birlerinden nefret eder hale getirmek!..

ve bu çalışma ‘insani değerlerin’ istismarı üzerinden yapılır..

bunu sıradan halk anlar!. ancak son dönem sermayedar eğitim sisteminden doktora ile mezun olmuş olan ‘yarı aydın’ anlamaz..  içinde bulunduğumuz ‘bilimkurgu’ çağında, insanlığı bekleyen en büyük tehlike; ‘yarı aydın;’dır!. ve dünyanın her yerinde git-gide çoğalmaktalar!..

Son dönem bölünen ülkeleri iyi incelediğinizde, alt ekonomik gelir grubuna dahil halkın etki ettiği bir bölünme süreci yoktur.. (tarih boyunca devrim de yoktur) yukarıda izah ettiğim süreç sonunda ‘nefret’ kalıplarını kullanarak ve bu kullanımı ‘insani değerleri’ sömürerek toplumsal ayrışmayı çözüm olarak sunan ‘yarı aydın’ yapmaktadır!. Yani bir nevi  yeniçağ burjuvazisi işbaşındadır!..

(kavramlar ve tanımları ve halkta mevcut olan karşılıkları artık bir-birlerinden çok başkadır.. )

böylece sahip oldukları statü ve değerleri koruyabileceklerini düşünürler!.

Bir zaman avrupa halklarının oryantalist bakış açısının içinde nüvelenmiş olan ‘acıma’ duygusunun, Afrika ve dünyanın pek çok yerinde nasıl bir sömürü düzenine kapı açtığını tekrar anlatmaya gerek yok sanırım.. insanlığın son ’selfi’si ortadadır!. Ve bu ‘selfi’yi çekenlerin kim olduğu da ortadadır.. şimdi ise sosyal medya aracılığı ile bu gerçeğin ayırtında olmayan ‘çok bilmiş’ hümanist tayfa.. ‘yarı aydın’ yani.. kendi halkına aynı bakış açısı ile bakmaktadır!.. acıyarak; ve ondan mümkün olduğunca uzak durarak!. oysa avrupalı için, onun da diğerlerinden farkı yoktur!.. bu katman farkı avrupa halkları içerisinde de ayrıca ve fazlaca mevcuttur ve aslında bu ölümcül etkiyi yaratan güruh, dünya nüfusunun yüz-binde biri dahi değildir..

ancak son dönem yaratılan ‘yarı aydın’, bu güruhun kirli ve aşağılık siyasetine hizmet etmek için.. moda dünyası.. sinema sanayi.. medya aracılığı.. kariyer aldatmacası.. müzik endüstrisi ve daha pek çok enstrüman eşliğiyle bir büyük yarış içine sokulmuştur..

ve  yaratılan bu ‘yarı aydın’, bilerek ve çoğu zaman bilmeden ‘savaş baronları’nın ekmeğinin üzerine ‘barış’ sosunu dökerek.. aslında kendi sonunu da hazırlamaktadır!..

bir konakta konak sahipleriyle aynı masada yemek yeme şerefine nail olan ‘uşak’ gibi..

ama ‘uşak’.. yine uşaktır!. aksi bir söz söyleme hakkı yoktur!..

çocuklarınıza.. ‘uşak’ olmamayı öğretin!. aç kalsınlar.. susuz kalsınlar.. ve hatta muhtaç olsunlar; ve ancak ‘uşak’ olmasınlar!.

Ülkemizde ve dünyada ‘göya’ barış yanlılarının en büyük gafleti tarafsız kalmalarıdır!. ki bu tarafsızlık; savaş baronlarının karşısında yer alanları.. onlarla mücadele edenleri yalnız bırakmak üzerine kuruludur.. yani en başından; ölümcül  bir yanılgıdır!. bu ‘sevgi kelebekleri’ kendi sonlarının gönüllü hizmetkarlarıdır!.

bizim böyle bir avanaklığa tahammülümüz yoktur.. olamaz da.. savaşa devam..

işte yaratılan bu ‘yarı aydın’ dediğimiz cenah; ‘barış’ kelimesinin taşıdığı anlama ihanet eden ve ancak bu ihanetinin bile farkında olmayacak kadar devşirilmiş ‘alim’ kişilerden oluşur!. tehlike bu yüzden buradadır!.  halkın bir bölümü de bunları ‘ADAM’ zanneder!..

işte medya ve savaş baronlarının bugün kullandığı en büyük güç budur!.

Babil’in kapıları yeniden açılmakta.. ‘derin din’ egemenliğini ilan etmek için, sınırsız özgürlük vaadiyle ilerlemekte..

karanlık madde ve tanrı şiva..

birileri hala bu adamların petrol peşinde olduğunu sanıyor.. oysa onlar evren’in peşindeler..

bilinen değil ama.. bilinmeyen tarih (saklı tarih) bunu bize anlatıyor.. bu kaçıncı tekrar, bir bilseniz..

iyi olur aslında.. 

 

Cem Yağcıoğlu / edebiyatgazetesi  14-09-2015

Comments

comments