Türkiye’deki Gezi hareketinin Azerbaycan’a evrilmesi ihtimali var mı, varsa TÜRKSOLU bunu nasıl değerlendirmeli?

Olacak olayların değerlendirilmesi için tarihete meydana gelmiş benzer olaylara bakmamız gerekir. Bu aynı zamanda TÜRKSOLU’nun gerçek güce çevrilmesine engel olan birçok “anlaşılmazlıkların” çözülmesi bakımından önemlidir. Dünyanın bir yerinde bir biçimde oluşan olay, başka yerde başka bir biçimde tezahür eder. Bu biçim farklılığı işin subjektif tarafını içerir. Ancak bizim için işin önemli tarafı, olayların kanuna uyğunluklarının doğru kavranmasıdır.

Örneğin Avrupada 1848 yılı devrimleri.

Macaristan’daki milli kurtuluş burjuva hareketi, Fransa’daki Lion ve Marsel dokuma işçilerinin hareketinden etkilenmişti. Veya 1968 Paris baharı ve Prag’daki “Prag baharı”. Paris’teki baharın Prag’da  “bahar”a çevrilmesi, sonradan da bunun karşımıza Arap baharı şeklinde çıkmasını koşullandırmıştır.

2013 Gezi olaylarının 1968 Paris olaylarıyla bənzerliği şüphesizdir. Yalnızca sloganlar değil, onların gerçek içtimai çelişkini aksettirmesi anlamında, bu Paris olaylarının davamıydı. En azından öyle başladı. Ama İstanbul’da bir sloganlarla başlayan eylemler Anadolu’da başka şekil aldı.

ABD ve Avrupa’da ekonomik krizin yarattığı iki sonuçtan biri Arap baharıysa diğeri Woll Street işgâl hareketiydi. Bunlar birbiriyle diyalektik etkileşimde olan hareketlerdir. Demek ki bu bir genel süreçtir ve dünyadaki hakim siyasi ve iktisadi sitemin genel buhranıdır. Buhran bu sistemin derinliğindeydi ve er ya da geç yüze çıkmalıydı. Özel şirketlerin ürettiği ve önce reklamla satmaya çalıştığı mallara talep gittikçe azalmaya başladı. Şirketleri bu üretim buhranından ancak iri hacimli silah siparişleri kurtarabilirdi. Bunun için önce Irak sonra Afganistan, Libya vs. ülkelere askeri müdahaleler oldu. Ama silah siparişleri bütçeye yüktü. Ve sonuç itibarıyla bu durum, çok uluslu şirketlerin zenginleşmesine ve onlarla beraber bürokrasinin şişmesine neden oldu. Devletin sosyal harcamalarında keskin azalmalar, batı ülkelerinde “Woll Street’i işgal et” sosyal hareketinin başlamasına neden oldu. Doğuda ise bu doğrudan liberal Arap baharına sebep oldu.

Bu iki hareket Türkiye’de Gezi’de karşılaştı… Her iki hareket emperializmin ajanları tarafindan yönlendirildiyse de, bu işin öznel tarafıydı. Nesnel olaraksa her iki hareketin tam zemini oluşmuştu. “Arap baharının” ajan etkisinden bağımsız tarafı Arap ülkesinde değil, Türk ülkesinde təzahür etmesiydi. Bu 2005’te İran Türkleri’nin ayaklanmasına neden değil ama bahane, yani “son damla” olan “Tarakan karikatürü” olayı ile başlayan həreketti. Ve bu olay da, 2004’te Fransa’da, Sarkozi’nin iç işleri bakanlığı zamanında başlayan, Belçika ve Almanya’ya yayılan, migrant semtlerde araba yakma eylemlerinden etkilenmişti. Yani gerçek Woll Street işgâl hareketi 2004’te Paris’te, gerçek “Arap baharı” ise 2005’te Tebriz’de başladı.

Geziyə dönelim. Gezinin ardı olacak mı? və olacaksa nerede ve nasıl olacak?

Kitlenin korunumu yasasına esasen və doğa bilimi yasalarının toplumsal bilimlere de ait olmduğunu kabul edersek, sorunun birinci kısmının cevabı evet olacaktır. Nerede ve nasıl olacak sorusu yazının asıl konusudur.

Hareketin boyutları ve şiddeti çelişkilerin təzahür derecesi kadar olacaktır. Türkiye’de bu çelişkiler tam tezahür etmedi. Çünkü çelişkiler kapalı kapılar ardında, gözlerden uzak bir şekilde çözüldü. Türkiye’den farklı olarak Azerbaycan’da çelişkilerin tam tezahür etmesinin nedeni burada tesisatların çok daha zayıf olmasındandır. Mühalefet ve seçim sisteminin Türkiye’de nispeten daha gelişmiş olması, Azərbaycan’da işin içine hem de ilk başta tesisatlar sorununu getirir. Ve Türkiye’de son zamanlarda tesisatların üzerine baskıyı şartlandıran nedenlərden biri de, Azerbaycan’da bu tesisatlar sorununun keskin durmasıdır. Çünkü her ne kadar “bir millet iki devlet “ lafını daha çok bu iki devleti yönetenler dile getiriyor olsalar da, amaçları hakimiyet konusunda da ortak bir şeylerin olmasını istemeleridir. Bu “demokratik özellikler” pratiği, yönetimler tarafdan karşılıklı kullanılmaktadır. Mesela Türkiye’de başkanlık sistemine geçme telaşıyla, Azerbaycan’da belediyecilik sistemine geçme telaşı, tüm dünyada hakimiyetlerin evrenselleşme sürecinin bir parçasıdır. Aynı zamanda Güney Azerbaycan’ı hakimiyeti altına alan İran molla rejiminden Türkiye yönetimine sirayet eden siyasal dincileşme de bu evrenselleşme sürecinin bir parçasıdır.

TÜRKSOLU’nun; Türkiye, Güney Azerbaycan(İran) ve Kuzey Azerbaycan’da ortak amaçları daha iyi anlaşılır.

Devrimin öz yasaları var ve bir noktadan sonra hastaya derman değil cerrahi müdahale taleb olunduğu gibi, eylem hareketlerinin de teorize etmeleri zamanı biter və pratik adımlar zamanı başlar. Bu zaman gelip çatmıştır. Ve Azerbaycan’a evrilmiş Gezi həreketinin, Türkiye’de olduğu gibi dış ajanlar tarafindən saptırılmaması için ve Türkiye TÜRKSOLU’nun karşılıklı yardımlaşması gerek.

 

Vüqar Xəzaralı İmanov

Edit: j.ak

Comments

comments