Ülkemizin nasıl bir kıskaca alındığı ile ilgili sohbetlerimiz olur çoğu zaman, hemen herkesin ortaklaşa dert yandığı; ancak, pek de ayırtına varamadığı bir konu.. her kafadan bir ses çıkar, hatta bazen öyle tespitler olur ki; ben bunu daha önce neden düşünemedim dersiniz.. Bizim de her Pazar, sevgili dostum Engin’le bu ve benzeri konularda sohbetlerimiz olur.. işte bu yazı dünkü sohbetimizin bir sonucudur desem, pek de yanılmış sayılmam.. Yunanistanla başlayalım:

Yunanistan’daki son seçimleri sözde ‘sol’ cephenin kazanmış olması ve bu kazanımın ülkemizde ve tüm dünya medyalarında alkışlarla karşılanmış olduğunu çoğunuz hatırlar.. yakın zaman. Şimdiki durum ise pek bahsedilmese de, ilgili olanlar bilir, değişen pek bir şey yok mealindedir..

Ilgaz Zorlu bir röpartajında der ki; Yorgo Papandreu’nun annesi de Musevi’dir.’’..  Bu aklınızın bir köşesinde dursun. Aynı örnek İran eski cumhurbaşkanı Ahmedinejat için de geçerlidir, keza tayyip erdoğan için de..

Aslında Yaşar Kemal.. ve Aziz Nesin’in Almanya macerası için de.. çok da konu dışı değil, ama şimdilik burayı es geçin..

Biliyorsunuz, Papanderu ailesi Yunanistan’ın siyasi hayatında önemli bir yer tutar.. PASOK!. Yunanistan’ın ANAP’ı dersek çok da yanılmış sayılmayız, bir farkla; dede Yorgo (liberal parti ve demokratik solyalist parti), oğul Andreas ve torun yine Yorgo.. üçü de başbakanlık yaptı!.. Dikkat ederseniz aynı ‘tezgâh’ı bizde de Ahmet Özal’la yapmaya çalışmış, ancak başarılı olamamışlardı.. her zaman söylüyorum bu emperyalist kafalara; bir planı Türkiye’de ya da Türkler üzerinde deneyecekseniz, mutlaka yeni baştan gözden geçirmeli ve ona göre şekillendirmelisiniz.. ama anlayan kim; bir de bu kafa dünyayı yönetiyor.. olacak iş değil..

Bu aile döneminde defalarca çok ciddi ekonomik buhranlar atlatan ülke, baba Andreas Papandreu ve torun Yorgo Papandreu döneminde abd ve ab ile sağlam ilişkiler kurmayı başardı. Zaten süre-gelen planın bir sonucu olarak İsrail desteği de bu dönemde belirginleşmeye başladı.. işte ülkemizde her yıl yüzlerce hektar ormanın yakılma süreci de bu döneme tekabül eder.. pkk’lı teröristlerin Yunan ordusu tarafından eğitilme süreci de.. yani ‘yahudi ‘tezgâh’ının işe koyulduğunun açık delilleridir bunlar..

Günümüze gelmeden yakın geçmişe dönersek, Kıbrıs Rum kesiminin İsrail ile yakınlaşması ve Yunan dışişlerinin daha önceden bunu haber vermesi, aslında ülkemizin etrafında örülen şeytan üçgeninin en derin ve kuytu yerini işaret etmekteydi. Fileleftheros Gazetesi 2010 yılında: ‘’… 2004 referandumunda Annan Planının kabul edilmemesinin akabinde Rum tarafının cezalandırılması kampanyasına katıldığını” ifade ediyor ve “Yahudi-Amerikanlarla geçmişte defalarca çatışan Yunan lobisinin ileri gelenlerinin; terazinin sonuçta Yunanistan ve Rum tarafının lehine döneceğine inandıklarını…” geçiyordu haber-yorum olarak..

Şimdi 2010 tarihli bu haberi Yunanistan tarafından işgal edilen adalarımızla ilişkilendirin ve Yunanistan’ın tek başına bu işe kalkışamayacağının ipuçlarını da, İsrail bağlantısı ile birleştirin.. ve aynı bağlantıyı, güneyde Irak’ın işgali, Suriye ve doğuda İran faktörü, kuzey doğuda Rusya ve dolayısı ile Ermenistan ve şimdi de Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi ile birleştirin..

Güney Kıbrıs’ta 2005 yılında Mehmet Ali Talat isimli bir buzdolabı tamircisi seçilmişti hatırlarsanız.. işte bu seçim olmadan önce Kuızey Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası başkanı Ali Erel’e AB fonlarında 20 milyon dolar aktarılmış ve bu para, Talat’ın seçilmesi ve Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye ile olan bağlarının zayıflatılması için kullanılmıştı..

Şimdi Ege’de işgal edilen adalarımızla, yine Egede canlandırılmaya çalışılan ve ‘İyonya’ turizmi adı altında düzenlenen turlarla, Trabzon ve Trabzonspor camiası üzerinden ötekileştirilmeye çalışılan Doğu Karadeniz ve Pontus bağlantısı üzerinden ‘tezgâh’lanmaya çalışılan diğer açıya bir göz atın.. ’Trabzon düşerse, ülke düşer’’, isimli yazımda detayıyla bahsediyorum, merak edenler linkten girip okuyabilirler..

Ege Ordusu.. sizler de bilirsiniz ki, Ege Ordusu (4.Ordu) NATO’dan bağımsız 20 Temmuz 1975’te Yunan tehdidine karşı kurulmuştur. Gelelim 2011 yılına, o tarihte akp hükumetinin genel başkan yardımcısı Hüseyin Çelik; Ege Ordu’nun kaldırılacağı yönünde açıklamalar yapmış; ancak gelen tepkiler üzerine geri adım atarak aynen şu açıklamayı yayınlamıştır; “İleri demokratik standartların gereği olarak, sivil asker ilişkileri ve ordumuzun konumu bağlamında yaptığım açıklamalar içerisinde ‘Ege Ordusunun kaldırılması’ gibi bir ifade yer almamaktadır. Gazetenin bu iddiası, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri;nin kaç ordu komutanlığından oluşacağı ve bu komutanlıkların nerede konuşlanacağı gözden geçirilmelidir’ ifadesinden yola çıkılarak gazete tarafından yapılmış bir yorumdur.”

Yani burada da her zamanki gibi çevir kazı yanmasın mealinde bir durum söz-konusudur ki.. velhasılı kelam niyet hasıl olmuş, kamuoyu her ne kadar bi-haber olsa da, Ege Ordu etkisiz kılınmıştır.. yoksa etkili de biz mi yalan-yanlış yazıyoruz!..

Tabi buradan tekrar Trabzon’a dönecek olursak, sene 2013.. zor durumda olan Usta Otel satılık tabelasını cama asıyor.. gerisini Hürriyet Gazetesi’nden okuyalım isterseniz: ‘’ NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in, 2015 yılı içerisinde Afganistan’daki tüm askeri birliklerinin çekileceğini açıklamasından sonra 3 yıl sürecek taşınma ihalesini üstlenen Almanya, Trabzon’u aktarma noktası olarak seçti. Trabzon’da Usta Otel’i 28 aylığına kiralayan Alman görevliler, NATO’dan aldıkları taşıma ihalesini gerçekleştirmek için perşembe gününden itibaren Trabzon’a gelmeye başlayacaklar. Avrupa ülkeleri hava sahası üzerinden askeri malzeme taşınmasının yasak olması nedeniyle kargo uçakları Trabzon’a inecek buraya getirilen askeri malzemeler, limanda gemilere yüklenerek sevkiyat işlemi yürütülecek. ‘’   

Otelin kiralama bedeli neredeyse satış bedeline denk, duyumlarımıza göre!.. yani kârlı bir alış-veriş..

Trabzon Limanı NATO’nun göz-bebeği olsa gerek.. keza İran konsolosluğunu da es-geçmemek gerek.. sonra Rusya’nın derinlerinde bir yerlerde yatan Büyük Ermenistan hayali ve o hayalin büyük kürdistan taşeronluğuyla Irak,Suriye ve Güneydoğumuz.. ve büyük israil projesi..

Yani Yunanistan’ın açlıkla terbiye edilmesi ve neden sonra Yahudi lobisinin planlarına ortak edilmesi.. bilmeyenler olabilir diye tarihe not düşmek açısından söylemeliyim; Yunanistan Yahudi karşıtlığının had safhada olduğu ve yaşandığı bir coğrafyadır.. tabi yaşanan bu olayların abartılması ise geleneksel Yahudi taktiğinin diğer bir parçasıdır; ancak  27 Ocak 2004 günü Atina konser salonunda düzenlenen törende Yunanistan Yahudi Cemaati tarafından dağıtılan, Yunanistan’daki Kayıp Yahudiler Listesine göre (1943-1944) 77.000 kişi olan Yahudi nüfusu 7000’e düşmüştür, yani yüzde 91 bir azalma mevcuttur..

27 Ocak, Yunanistan Yahudilerini ve Yahudi soykırımı kurbanlarını anma günüdür..

Yani alışıldık soykırım yalanı sadece bizim üzerimizde oynanan bir oyun değil, tipik israil taktiği olarak tüm dünyada sergilenen bir tiyatrodur..

 (Dikkat ederseniz kürt hareketinin temeli de, tıpkı israil’in izlediği mağduriyet temeline dayanır; hep ezilen ve haksızlığa uğrayan onlardır ve bundan dolayı haklıdırlar!. Oysa israil’in ve poposundan uydurduğu kürt hareketinin acımasızlığı ve haksızlığı aklı başında olanlarca malumdur..)

Ülkemizde çıkan-çıkarılan orman yangınlarının en yoğun olduğu tarihler 2000’li yılların başları idi hatırlarsanız ve bir dönem sonra aynı yangınlar Yunanistan’da da çıkmaya başlayınca.. işte burada ‘mit’in gizli operasyonları devreye girmiştir ve kundaklamalar bıçak gibi kesilmiştir..

Yani işin özü, adaları Yunanistan işgal etmemiştir.. işgalci olan israil’dir!..

Ya da sözün özü; Yunanistan da tıpkı diğerlerinin başına geldiği gibi, İsrail politikalarına yenik düşmüş ve açlıkla terbiye edilen halka son dönemde ‘sol’ bir nefes aldırılarak sağın ele geçirilmişliği devşirilmiş sol ile unutturulmaya çalışılmıştır.. ki sol zafer diye yutturulmaya çalışılan sahte zaferi ertesi gün yazmış ve yorumlamıştım, okuyucularım hatırlar.. ‘’bu sol, o sol değil’’…

Yunanistan’da sol zafer diye yutturulmaya çalışılan ve de yutturulan SYRIZA’nın zaferi ile bir dönem bizde akp ile yaratılan rüzgarın eş-güdümü ve arkasında yer alan güçler ile; yazı boyunca çizmeye çalıştığım şeytan üçgeninin mimarları yine aynı karanlık güçlerdir..

Hedef; dört taraftan ablukaya alınan Türkiye zayıf düşürülecek ve önce taslak olan büyük kürdistan (büyük ermenistan) ve ardından asıl çalışma büyük israil hayata geçirilecek.. plan budur; ancak sorun olan, Türklerin ne zaman ve nasıl bir tepki vereceğinin bir türlü kestirilemiyor olmasıdır.. plan bu sebepten oldukça yavaş ve dikkatlice ilerlemekte ve akp’nin ömrü çok önceden bitmiş olmasına rağmen.. tıpkı Yunanistan’da PASOK’un bittiği gibi.. ah hdp ve ve ychp ile bir rüzgar yaratabilselerdi, her şey daha kolay olacaktı ama.. aması; burası Türkiye, en küçük bir hata yüz yıl daha geri atar tüm planları..

Bugün sadece ülkemizde değil, tüm dünyada devşirilmiş ‘sol’un arkasında israil vardır, bunu en iyi Fransızlar bilir!..

Tabi bu arada Ağrı Belediye başkanı olan Sırrı Sakık’ın ‘annemiz kürtse, babamız ermeniydi’ sözü ve Ağrı ili.. ne kadar enteresan değil mi!.. ve aynı zamanda : ‘’ Muş Ağır Ceza Mahkemesi’nin 14 Temmuz 1978 tarih ve 1979/16 numaralı kararına göre, Sırrı Sakık, reşit olmayan mağdure Sevgi Ç. ile cinsel ilişkiye girmekten eski Türk Ceza Kanunu’nun 416/3 ve 418/2. maddeleri gereğince 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.’’

Evet evet.. reşit olmayan bir kız çocuğunun ırzına geçmekten bahsediyor..

Yani harita sadece Güneydoğu’dan ibaret değil, Trabzon Limanını da içine alacak şekilde kuzeye doğru yükseliyor.. hani şimdilerde ‘Jupiter Yükseliyor’ isimli bilimkurgu bir film var ya.. onun gibi; İsrail yükseliyor!.. ama inecek…

İnsanlık adına bu balonu biz indireceğiz!.. her zaman olduğu gibi.. önce havasını alacağız bir güzel, sonrası malum..

Düşünsenize; partiler ele geçirilmiş.. ordu etkisizleştirilmiş.. polis teşkilatı deseniz iktidarın hem oyuncağı, hem şamar oğlanı olmuş.. ele geçirilmemiş tek bir kurum-kuruluş ve hatta STK kalmamış.. sermaye Türk’ten çalınmış ve halk yoksullaştırılmış; ve halen daha düğmeye basacak cesaretleri yok!.. işte bu Türk’ün gücüdür!.. hamasetle işim olmaz, yapanı da sevmem; ancak manzara budur.. aksi bir durum söz-konusu mudur!.. elbette hayır…

Bakın buradan tüm halkımızı ve kendilerini Türk Milliyetçisi olarak adlandıranları uyarıyorum; ellerindeki tek koz, halkı galeyana getirip, bir ‘kürt’ katliamı gerçekleştirerek haklı davamızı bize karşı ters bir operasyon olarak kullanmaktır!.. (ters gard propaganda) bu uğurda yeni-yeni filizlenmekte olan milliyetçi grupların içine  etki ajanlar yerleştirilmektedir ve biz bazılarını çok iyi bilmekteyiz; onları tanıyabileceğiniz yegane tavır, ‘vicdansız’ söylemleridir.. bu konuda herkesi uyanık olmaya davet ediyorum.. (hümanist söylem tuzaklarını zaten her daim yazıyoruz..)

Şunu da dip not olarak vereyim; gerçek bir örgütlenme sosyal medya ortamından olmaz.. kim ki sizi oradan mücadeleye çağırıyor ve kendilerine ‘önem’ atfediyorsa.. inanmayınız.. Milli Mücadele çocuk oyuncağı değildir!..

Tehlike büyüktür.. ancak üstesinden geleceğimizi/geleceğinizi biliniz.. düşman bunu çok iyi biliyor..

Sağlıkla..

 

Cem Yağcıoğlu

Comments

comments