Yaşanan 42 ilde birden elektrik kesintisiyle ilgili ilk yorumum ve endişelerim şöyle olmuştu;

“Yaşanan resmen post-modern bir işgaldir.
Telekomun da yabancı şirket elinde olması, olayın vahametini daha da artırır.
Ayrıca bunun 31 Mart’a denk getirilmesi sadece bir tesadüf olabilir mi? Zannetmiyorum.
31 Mart hem bu topraklardaki gerici ayaklanmanın hem de Azerbaycan’daki soykırım gününün tarihidir.
Azerbaycan toprakları ermenilerin,
Türkiye toprakları da kürtlerin taşeronluğunda temizlenmek istenir onyıllardan beri. Bizim coğrafya yeni kürt teali ve yeni islam tealicilerin oyuncağı oldu 80 darbesiyle başlatılan süreçte. ve bu her zaman dışardan destekli…
Yaşananların ciddiyetini ve vahametini doğru okumak gerek…”

Ancak birkaç dakika sonra küresel güçlerin emellerine, bugün itibarıyla serbest bırakılan ordu mensuplarına ve büyük resmin tamamına bakınca tüm bu yaşananların olası bir “darbeyi” meşrulaştırmanın zeminini oluşturduğu üzerine de düşündüm.

Zira Bulgaristan’da da bugün NATO karşıtı eylemler yapılmış. Bu eylemlerin Rus desteğiyle olduğunu anlamak sanırım zor olmasa gerek. Eylemde ortamı Rus bayrakları şenlendiriyor. Türkiye’nin zayıf olduğu zamanlarda coşan komşuları’na alışkınız ne de olsa…
Ha çok natocu olduğumdan değil.
Ama elektrik kesintisinin de Rus-Ermeni işbirliğiyle olmuş olabileceği gibi bir görüş geldi Bakülü yazar Vuqar İmanov’dan. Bu benim daha önce kuşkulandığım; “kesintinin 31 Mart Azerbaycan Soykırım Gününe denk getirilmesi” öngörümle de bağdaşıyor…

Bilindiği gibi “gezi” eylemlerinde olaylar hiç de küresellerin planladığı gibi gelişmemişti Türkiye’de. Occupy-canvas-optor bizim ülkemizde yenilgiye uğramış, buradaki “aktivistler ve kanaat önderleri” büyük halk hareketinin altında kalıvermişlerdi.

Bu elbette devrim sürecinin muhtemel devamındaki tehlikeyi gören küreseller tarafından engellenmesi gereken bir durumdur.

Bu gibi durumlar için yazılarımda ve şiirlerimde sürekli “olası yol kazası” tabirini kullanırım. Şimdi yine yeniden böylesi bir “kaza”nın arifesindeyizdir ve bunun önünün alınması gerektiğini düşünüyorlar sanırım.

Olası bir darbenin meşru hale gelmesi subjektif olarak da mümkün gözüküyor bu durumda.

Çünkü “kırmızı çizgilerimiz” diyecekler, çünkü “bu akp çok fazla ileri gitmişti” diyecekler, çünkü “askerimiz ergenekon, balyoz, ayışığı, sarıkız bahaneleriyle içeri tıkılmıştı” diyecekler. Bunların tamamı da doğruluğu ve geçerliliği yadsınamayacak hassasiyettedir.

Ama doğu ve güneydoğu’da hazırlıklar tamamlanmış durumdadır. Böyle bir iç karışıklıkta hem özerk bir kürdistan çıkma tehlikesi bulunmakta, hem de olası bir büyük Türk kalkışmasının önünün alınma tehlikesi bulunmaktadır.

Ve son olarak belirtmek isterim ki bizdeki halk hareketlerinin önünü darbeyle kesmeleri Tebriz ve Bakü’deki kalkışmaların da ardıcıllığını sekteye uğratacaktır.

Olası bir darbe için oluşturulmaya çalışılan “koşullar”a dikkat çekmek istedim. Ama tüm bunların uzantısı olarak bir beyin fırtınası sonrası, darbelerin artık çoktandır şekil değiştirdiği fikrinden yola çıkarak şu soru belirdi kafamızda;

“Bugün gerçekleşen olay AKP hükümetine ve Tayyip Erdoğan’a memleketi sürükledikleri gidişata dair yapılmış post-modern bir darbenin ta kendisi olabilir mi acaba?”

Bir yanda 31 Mart şeriatçıların ayaklanması ki bugün bununla kafama “karanlık Türkiye” mıhlandı!

Bir yanda da Ruslar’ın Ermeni taşeronluğuyla gerçekleştirdiği 31 Mart 1918 soykırımı…

Tüm bunlar tamamen öngörülere dayalı komplo teorileri olmakla beraber çıplak gözle bakıldığında; dhkp-c’nin, Berkin Elvan’ın katilinin savcısını adliyeyi basarak öldürmesi ve 42 ilde birden elektriğin kesilmesi benim aklıma “filler tepişiyor çimenler eziliyor” sözünü getirdi aslında. Bu coğrafya üzerinde hem batı, hem de avrasya ilginç bir oyun oynadı bugün. Tabii bu arada, 42 ilde birden aralıklı olarak ve en çok da verimlilik arzeden iş saatlerinde elektriğin olmayışının ekonomik bilançosunu da önümüzdeki günlerde açıklayacaklardır. Berkin Elvan’ın savcısının öldürülmesi ise, batının özerk kürdistan konusundaki iştahlı telâşını gözler önüne seriyor zaten. Ama dediğim gibi bunlar görmemiz istenen su üzerindeki çıplak gerçeklerdir. Bu gerçeklerin ardında neler gizleniyor?

Bu soruları önümüzdeki günlerde daha net şekillendireceğiz ve yanıtlarımızla farkında olmak konusunda daha hazırlıklı davranacağız sanırım.

Sağlıkla…

 

Jale Altunel / edebiyatgazetesi  31 MART 2015

Comments

comments