AV ZAMANI – TÜRK AVI!

“Özel Güvenlik Yasası”yla beraber, polisin tamamen keyfi bir biçimde zaman-mekan gözetmeksizin istediği kişileri tutup gözaltına alabileceği “Sıkı Yönetim İç Güvenlik Yasası” da onaylandı ve meclisten geçti.

Sonuçlar değil, sebepler üzerinde durmak gerekirse;

Türk Dünyası’nın ağabeyi konumundaki Türkiye, ordusunun da tasfiye ve pasivize edilmesi üzerine bu yasalarla artık tam bir kapana alınmış, kıstırılmıştır.

Yeni osmanlıcılık anlayışına yamanan sünni-kürt-islâm sentezi körüklenmektedir. Bu, Güney Azerbaycan – Tebriz şii Türkleri’nin olası devrim ayaklanmasının önünü kürt Türk değil, Şii-Sünni mezhep çatışması gibi göstermek için tezgâhlanmaktadır.

Bu yasaların çıkmasındaki asıl sebep, mutlaka etrafımızda olup bitenlerle beraber değerlendirilmeli ve üzerinde düşünülmelidir.

Türk coğrafyası topyekün tehlikededir. Ancak bu tehlike Büyük Ayaklanma’ya karşı alınmakta olan bu önlemleri mutlaka lehimize çevirecektir.

Çünkü kapanlar ve av tuzakları faşist diktatörlerin son çareleridir ve ardıllık tarihin değişmeyen tek değişimidir…

 

Jale Altunel

 

Jale Altunel’in bu son tespitleri ışığında arşivimizde yer alan 15 ARALIK 2011 tarihli ”YABANCI MUHAFIZLAR – YERLİ MOLLALAR!” isimli yazısını yeniden yayınlıyoruz. (edebiyatgazetesi)

 

muhafız taburu

 

YABANCI MUHAFIZLAR – YERLİ MOLLALAR!

Meclisteki Muhafız Taburu bugün görevini Polis Teşkilâtı’na devretti…
Atatürk’ün emri ile kurulan tabur,

Ağustos 1920’de Muhafız Bölüğü, 16 Ekim 1920’de ise TBMM Başkanı Özel Kalem Müdürlüğü’nün yazısı ile Muhafız Taburu olarak yeniden teşkilatlandırıldı. 28 Mart 1921 ile 1 Mart 1923 tarihleri arasında İkinci İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz muharebelerine katılan ve bu muharebelerde 7 subay, 15 erbaş, er olmak üzere 22 personelini şehit veren tabur, Büyük Taarruzdan sonra TBMM ve Başkanını korumak ve kollamak görevini sürdürdü.

Tabur, 20 Nisan 1924’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Taburu adını alırken, 1 Haziran 1927 tarihinde teşkilatı genişletilerek, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Alayı” haline getirildi. Eylül 1939’da 64. Tugay olarak yeniden teşkilatlandırıldı. 9 Mayıs 1940’da Çatalca’ya hareket eden ve 64. Tümen olarak kurulan tabur, İstanbul Komutanlığı ve 4. Kolordu Komutanlığı emrinde görevlendirildikten sonra 1948 yılında lağv edildi.

Ankara’da bırakılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Bölüğü, önce kıta, tabur ve 1953 yılında alay seviyesine yükseltildikten sonra “Riyaset-i Cumhur Muhafız Alayı” yani Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı adını aldı.

Bugün görevini Emniyet’in Polis Teşkilâtı’na devretti etmeye ama, daha sonra da özel güvenlik şirketlerine bırakılacak… Böylesi durumlarda yasaların meclisten ışık hızıyla geçivermesine alıştık. Babalar gibi memleketi satanlar bir yandan da Atatürk’le hesaplaşmayı ihmâl etmiyor…

Ancak bu tartışmanın gündeme geldiği ilk günden beri bunun sadece ilk adım olacağı biliniyordu yukarıda da bahsettiğim gibi.  05.Ekim 2011’de “Meclis 2015’De Özel Güvenliğe Emanet” şeklinde haberler düştmüştü gazetelere ve internet haberlerine. Aynı haberin devamı olarak da,

“TBMM Başkanlığı İdari Teşkilat Kanun Teklifi”ne göre, kaldırılacak 700 kişilik askeri taburun yerine TBMM Başkanı’nın emrinde sivil Güvenlik Müdürlüğü oluşturulacak. Koruma görevini önce polis ardından özel güvenlik görevlileri yerine getirecek. TBMM Başkanlığı, Meclis’teki resmî tören ve karşılamalar için Cumhurbaşkanığı Muhafız Alayı’ndan askeri personel temin edecek. Bu askerler TBMM Başkanı’nın emrinde olacak. Böylece TBMM’de özel ritüel uygulanarak gerçekleştirilen nöbet değişimleri ve askeri nöbet kulubeleri tarihe karışacak.” Deniliyordu…

Bu bizim bazı anti-militarist humanist şekerpareleri pek mutlu etmişti. Tabii sadece onlar mı mutlu olmuştur? İkinci cumhuriyetçiler, Atatürk adını duyunca tüyleri diken diken olanlar ve üç kuruşa vatanı satanlar Atatürk’ün gayet milimetrik bir biçimde memleketten sökülüp atılmasından ötürü iç yağlarını eriterek pişmiş kelle gibi gevreyip durmaktalar…

 

Şimdi benim aklıma takılan soru şudur;

2015’de özel güvenliğe emanet edilecek koskoca TBMM.  Bu arada da, Atatürk’e yani bizim kurucu Ata’mıza ve onun kurmuş, yapmış olduğu herşeyi talan edenlerin bu Atatürk düşmanlığını şimdilik tamamen bir kenara bırakıyorum…

Şu an, Türkiye’deki Güvenlik Şirketleri’nin %90’ı yabancı şirketlerin elindedir. Ve eminim ki 2015’e kadar Türk olan güvenlik şirketleri de bir şekilde ticari patlamalara gebe bırakılmak suretiyle ortadan kaldırılacak filan falan…

Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclis’ini kimler koruyacak? Birileri çıkıp bunu şimdiden açıklasın bizlere de bilelim!

Eminim ki Muhafız Taburu yerine geçen Polis Teşkilâtı sonrasında; Ya İngiliz ya da Amerikan güvenlik şirketlerinden biri TBMM’ni koruyacak. Ama ne korumak. Komikliğin daniskası olacağı kesin de koskoca memleket ne günlere kaldı, buna acıyor insanın yüreği…

Yine bir taşla kaç kuş birden vuruluyor hadsizce ve hunharca. Bu nasıl bir nefret, bu nasıl bir “Atatürk Cumhuriyeti’ne bilenmek?”

Şimdi Muhafız Taburu’nun boş kalan binasının ne olacağının kararı verilecektir muhtemelen önümüzdeki günlerde. Henüz bilinmiyormuşmuş da bilmem neymiş… Ben hemen ilk aklıma geleni söyleyeyim. Hani diyanet işleri kadrolu bin mele’yi göreve başlatıyor ya, oraya onlardan kurulu bir öbek şıh şeyh gelsin mi gelmesin mi diye meclis oylaması yapılırsa şaşmayın!..

Nereye kim gelirse gelsin.

Atatürk’ün 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa’da İstanbul’u işgâl altında gördüğü an söylediği sözü bütün yüreğimle tekrarlıyorum;

“GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!”

Jale Altunel / edebiyatgazetesi

14.Aralık. 2011

 

 

Comments

comments