Baştan aşağı pisliğe battık hepimiz. Birbirimizin suç ortağı olduğumuzu fark etmeden; fark etsek de, umursamadan… Kadın erkek demeden, hepimiz… Başkalarının suçlarını, kendi suçlarımızı örtmek için aklar olduk. Günah çıkarır olduk başkalarının zaaflarından, hatalarından. Mutlu olduk diğerlerinin huzursuzluğundan.

Havalı görünmek güç simgesi, sevmek zayıflık oldu.

Bir zamanlar “seni sevmekten korkuyorum” temalı şiirler yazarken şairler, sevilmek korkusu, sevmek korkusunun önüne geçti, dizelerde… Sorumluluğu alınmayacak kadar büyük bir yük oldu sevilmek. O yüzden sustu herkes. “Acaba bir tek ben miyim?” diye başlayan cümleler kurulmaya başlandı, dile getirilmeyen ‘iç ses’lerde. Haklar öğrenildikçe, insani değerlere ihtiyaç kalmadı. Koşullar lehimize oldukça; suçunuz/suçumuz aklanabilir oldu.

Çocuk sevgisi komik videoların, hayvan sevgisi apartman dairelerinin, insan sevgisi anlamsız cümlelerin içine sıkıştırıldı… Sahip olma dürtüsü ağır bastığındandır belki de bu kadar dibe vuruşumuz. Güçlü ve haklı görülmek uğrunadır, belki bu mutsuzluğumuz.

Hepimiz birbirimizi sığ sularda boğar olduk, korkularımız uğruna. Farklı, havalı, akıllı, ulaşılmaz olduk. O kadar ulaşılmaz olduk ki, kimse bir birini göremez oldu gün ışığında. Gece oldu; ay saklandı. Çünkü bizdik, karanlığı kutsayan! Işıkları söndürüp, nadiren yakan! Ve bahanemiz fakirliğimizdi, mağduriyetimiz, haklılığımız oldu.

Kaçımız ulaşılmaz dağların çetin yollarına düşmeye cesaret etti? Kaçımız denize karışmadan önce damarlarında akan sularda temizlenmek istedi?   Yürüdükçe dağ yollarında, üstüne bastığımız karı kirlettik, sele kapılmaktan korktuğumuz için, aklanmadan denizlere karıştık. Çoğumuz boğulmadık mı bu denizlerde. Hayatta kalanlarımızsa; bir gemi değil, bir ada arar oldu, “ıssız” olmak kaydıyla…

Şüphe düştü uslarımıza; insandan arta kalanlara dair…

Kim suçlu? Bu cümlelerin benzerleri; neden, kimler tarafından kuruldu, söylendi ve yazıldı. Kimlerin uykuları kaçtı; kaygı, ne zaman rüyalarımızın yerini aldı!

Yalnızlığımız ve mutsuzluğumuz paylaşıldıkça çoğaldı, çoğaldıkça azaldık.

Biz; biz olmaktan korkar olduk, sessizce çekildik köşelerimize. İhanet; içimize değil, yüreğimize sızdı, sinsice. Kendine ihanet eden insanın korkusu sardı her yanı, korkularımızla beslendi hayata karşı öfkemiz… Yalanlar yarattık içimizde gizlice, inandığımız ve kopamadığımız…

Umut var mı? Ya da saklı olduğu yeri bilen…

Geçmiş ve geleceğin buluştuğu bir yer… Şimdinin, “benim” olan ve “senin” olanın çok ötesinde… Oyunların, hilelerin olmadığı bir yer…

Hayallerimiz tutsak edildi yasaklar çağında;  umutlarımız  bile ‘suç’ teşkil etmekte!

Suçumuz; insana dair umutları yeşertmekse, elbette çok azımız suçluyuz…

O yüzden, kalabalıkların gürültüsünde fısıltıları kollar bazıları; kaybolur umudun içinde…

 

Aycan Yayla

edebiyatgazetesi

Comments

comments