Ülkemizde ve dünyada tüm aşırı uçların örgütlenmesi ve ‘normal’ olanın değil.. ‘çizgi dışı’, doğal olmayan, maddenin tabiatına aykırı tüm düşün ve davranışların benimsenmesi hadisesinin ‘modern insan’a atfedilmesi ve karşı çıkanların ‘cehalet’ ve ‘çağ-dışı’ olmakla suçlanması..

ve her ne kadar, bu sözde ‘aykırı’lığı savunanların; enteresandır küresel güçlerin ‘etnik’ politikalarını desteklemekten geri kalmayan tutumlarına rağmen.. ‘göya’ sistemin karşısında bir imaj yüklenmeleri.. işte ‘tezgah’ burada yatmaktadır!..

bugün ‘feminen’ yapıya büründürülmeye çalışılan ‘erkek’ modeli, ‘üreme sistematiği’ içinde üstlendiği rolden alı-konulmaya çalışılmaktadır.. geleceğin hedefinde olan ‘cinsiyetsiz toplum’ fikri, bugün için pek çok kişiye ‘uçuk’ bir düşünce olarak görünse de; yeni dünya düzeni sahiplerinin ‘üreme’ sistematiği üzerine, çeşitli ülkelerde uyguladığı ve araç olarak ‘who’ (dünya sağlık teşkilat) ve hamisi ‘ilaç sanayi’nin yegane hedefi budur..

lgbti ve benzerleri bu ‘karanlık ideal’e hizmet eden stk’lar durumundadır.. elbette eş-cinsellik suç değildir; ancak topluma rol model olmaları-sunulmaları gibi bir durum.. işte bu çok daha ‘derin’ ve ‘karanlık’ bir planın parçasıdır..

pop kültürün yarattığı tırnak içinde ‘sanatçı’ların tüm bu oluşumlara destek veriyor olması, bulunduğumuz devrin bir sorunu değildir; ‘sanatçı’ kisvesi altında geçmişten bugüne ‘iktidar’ın karşısında yer alıp ‘göya’.. ve aslında ‘iktidar’ın ayak oyunlarına alet olmaları yeni değildir..

tarihten ve bugünden bildiğiniz sözde ‘büyük(!) sanatçı’ların hayatını iyi irdelerseniz; sarayların.. sultanların.. kısaca ‘güç’ neredeyse oranın malı olduklarını göreceksiniz.. ‘pop’ her devrin bir sorunu olarak devamlılık arz-etmiştir..

temel hedef, insanlığın ‘değer’ yargılarını yıkmak; önce milletinden etnisitesine atamak.. etnik yapısından aşiret yapısına hapsetmek.. oradan da, ailesinden ve ait olduğu tüm her şeyden koparmak üzerine kurgulanmıştır.. ‘birey’selciliğin bu denli öne çıkarılmasının temelinde yatan budur.. küreselciliğin nihai hedefi; ‘hepimiz insanız’ vurgusunun karşı konulamaz etkisini kullanarak, tüm bağlarından koparılmış ‘insan’ı, savunmasız bırakmak üzerinedir..

herkes için eşitlik.. hayvan hakları.. insan hakları.. kadın hakları.. halkların kardeşliği.. ve aklınıza gelebilecek tüm ‘insani’ yargıları yanlarına almış gözüken ve üzerine ‘vicdan’ı kalkan yaparak.. karşılarında olanları, susturma ve etkisiz kılma peşindedirler..

savunduklarına değil.. neyi amaçladıklarına karşı çıkan bizleri.. Türkiye’de.. İtalya’da.. Meksika’da ve her yerde ‘faşist ilan etmeleri bundandır!.. kendi faşist ‘idea’larını ört-bas etmek ve arka plan düşünce ve hedeflerini gizlemek için..

sonra, seçimleriyle ayrıştırmak girecektir devreye..

küresel sermaye ve elitleri; ki ‘insani’ bir yapı değildir.. buradan benim ‘din’ olgusuna takılmış biri olduğum savı çıkmasın.. değilim; ancak ‘değer’ yargılarına inanan ve insanlığın elinde kalan yegane şeyin, geçmişten bugüne ite-kaka taşıdığı ‘değer’ olduğuna inandığım için ‘insan’ın yanındayım.. küresel sermaye ve elitleri; ‘sağ’ın sermaye gücünü liberalizmle beslerken ve büyürken-büyütürken; halkı temsil eden, halktan yana olan ‘sol’u adeta ‘maymun’a çevirmiştir.. tüm ‘uç’ları ‘sol’a yükleyen ve dolayısı ile ‘sol’ ile halkı koparan bu ‘karanlık güç’ün arka planında yatan ‘saklı düşünce’, ‘insan nesli’nin kromozom yapısını değiştirmek üzerinedir..

bu düşüncenin temeli nedir.. ya da amaçlanan nedir! şu ana değin bu ‘saklı gerçek’e ulaşan olmamıştır.. yaklaşanların sonu ise malumunuzdur.. geçmişte gelen ‘kadim bilgi’.. dini metinler ve daha pek çok bilgi-belge bazı ipuçlarını veriyor; ama imgesel.. ama simgesel.. işte günümüzün ‘aydın’ geçinenlerinin yapması gereken asıl çalışma, ‘inanan’ ya da ‘inanmayan’ olmanın hiç bir önemi yok.. birileri bize bir şeyleri anlatıyor ya da çalışıyor; kağıtlara yazmışlar.. duvarlara kazımışlar.. cam şişenin içinde, denize atmışlar..

‘insan’a ve kurduğu ya da kurmaya çalıştığı medeniyete bir ‘müdahale’ var.. sen kabul etsen de, etmesen de ortada olan budur.. ve ‘insan’a karşı olan bu ‘müdahale’.. yine ‘insan’ eliyle yapılmaktadır..

”efendim siz ‘şeytan’a işaret ediyorsunuz”..

yahu kardeşim bir şeye işaret ettiğim yok.. sen madde-anti madde de.. öteki allah-şeytan desin.. kimisi aydınlık-karanlık desin.. bazıları iyi ve kötünün savaşı desin.. ne denirse densin!. ortada; yolunda gitmeyen, ‘doğal’ olana karşı bir şey.. bir savaş var.. neslin tehlikede diyorum, neyi anlamıyorsun..

hep söylüyorum; inanan ya da inanmayan olmanızın bir önemi yok; ‘tezgah’ın sahiplerinin ‘insan’a ve de ‘insanlığa’ biçtiği rol bellidir; gemideki herkes sulara gömülecektir.. inanan isen bir yere gideceksindir, inancın gereği.. inanmayan isen o da senin-benim sorunum; bu sebepten bu ‘savaş’ın karşısında isek; kendi kendimizi kategorize etmemize gerek yok.. ortada bir düşman var; ismi her kültür, her inanış ve her bakış açısına göre değişebilir.. ama hedefi tektir!.. ‘insan’ ve ‘gen’i..

ülkelerin işgalleri.. etnik hareketlerin kutsanması.. vatikan’ın ‘dinler arası diyalog’a soyunması.. insanlığın fişleniyor -yakında çiplenecek- olması.. paranın ortadan kalkıp, kredi kartları ile insanların geleceklerinin çalınması.. sermayenin ‘demokrasi’ ile taçlanması..

sanırım söylemiştim; domatese yaptıklarını, insana yapacaklar.. döngünün öncelikli hedefi, insanı ‘ana rahmi’nden koparmaktır.. ‘cinsiyetsiz’ bir ırk hayallerinin ilk hamlesi bu olacaktır.. üreme iç-güdüsü ile oynanan insanlık, yarı evrim, yarı müdahale ile yeni şekline adım-adım ilerlemekte..

mesela ülkemizde tüm aykırı hareketlerin destekçisi konumunda olanlar, nedense ‘ayrılıkçılar’ ve ‘kürt ırkçı ve bölücüleridir’.. bu döngü dünyanın diğer ülkelerinde de aynıdır.. öncelikle; hedef ülkede, yerel ayrılıkçılarla, ‘göya’ evrensel düşüncenin hizmetkarları aynı temelde buluşurlar.. o da;  küresel gücün hedefindeki ülkeyi içten çökertmek! ve bunu ‘göya’ düzene karşı çıkmak adına yaparlar; oysa asıl hizmet ettikleri ‘büyük düzen’dir.. içlerinde bunu bilenler vardır ve her yerdedirler.. bilmeyenler vardır, kalabalıktırlar..

şu an aramızda ‘klon’ların dolaştığını söylesem.. bazılarının ‘abarttığımı’ düşüneceğini biliyorum; oysa ben size sadece 2008 yılından bir örnek vermekle yetineceğim.. gerisini siz düşünün; tabi bu bilinen açıklama ve tarih.. saklısını da, yine siz düşünün..

” ABD’de insan embriyosunun genetik şifresini değiştiren bilim insanları ‘tasarım bebek’ yaratma yolunda önemli bir adım attı. ”

Yani, domatese yaptıklarını insana yapıyorlar ve bunu ‘bilim’ adı altında sunuyorlar.. ‘kök hücre’ tedavi yöntemi, ‘insan sağlığı’na yönelik araştırmalar adı altında yapılan ve tamamen insan sağlığını düşündükleri tezini aşılayan bu ve benzeri araştırmaların ardında yatan düşünce; her seferinde bahsettiğimiz, o ‘karanlık düşünce’dir.. adına ne derseniz deyin; bu resmin, anlamı budur!..

ama yukarıdaki haberin, kılıfını da okuyunuz: ”Bilim insanları, sağlıklı olmayan embriyolara ait kök hücrelerinin genetiğini değiştirerek, yetişkinlerde çeşitli hastalıklara yol açan genleri önceden tespit etmeyi ve gerekli tedavi şekilleri geliştirmeyi umuyor.”

benim gözlerim yaşardı doğrusu..

bugün en büyük salgın hastalıkların oranı en fazla binlerle ifade edilirken, yakın bir zamanda ‘milyon’larla ifade edileceğini söylesem.. biliyorum ‘abartmış’ olacağım!.. acaba..

mesela ‘çiçek’ hastalığı Afrika’dan tekrar aramıza girecek desem.. ki en son, yine Somali’den bay-bay demişti bize..

abd ve rusya’da ki laboratuvarlarda tutulan çiçek virüsü! acaba ilk haliyle mi korunmuştur.. 2002 yılında yok edilmesi kararlaştırılan ‘virüs’, biyolojik silah olarak halen daha bekletilmektedir..

2011 tarihli bir haber; ”İki süper güç, yaklaşık 30 yıl önce insanlar arasındaki varlığı sona eren virüsün ‘daha garantili aşıların üretimi’ için bir süre daha saklanması gerektiğini savunuyor.”

siz de duygulandınız değil mi..

tekrar ana konumuza dönecek olursak; ‘gay’lik.. ‘lezbiyen’lik.. vesairelerin ve sınırsız ‘seks’ ve ‘cinsellik’ olgusunun ardında yatan düşüncenin, ‘karanlık düşünce’ dediğimiz olguyla bir yerlerde birleşiyor olmasının temel nedeni; ‘düşünce’nin, ‘gay’ ya da ‘lezbiyen’leri çok sevdiğinden ya da düşündüğünden değil, ‘cinsiyetsiz’ bir dünya kurgusuna ulaşmak için ‘araç’ olarak görmesindendir..

İnsan nesli, ister okyanusa düşen bir hücreden türemiş olsun.. ister ihtimaller dağarcığından fırlamış olsun.. ister de yaratılmış olsun; her şekilde erkek ve dişi formundadır!.. gen yapısı bellidir!. Bunun böyle olmadığını savunmak ve ‘maddenin tabiatını’ sorgulamak inanışlara göre de.. inanmayışlara.. ve bilimsel yaklaşıma da, ters düşen bir durumdur.. kişinin kendisini farklı hissediyor olması ‘yargılanamaz’ bir durumdur; ancak kişinin farklılığını dayatması ve bu dayatmanın ‘büyük planın sahipleri’nce kullanılıyor olması.. kabul edilemez!.. ‘tezgah’ buradadır!..

farklı olan, dışlanmamalıdır.. hayatın dışına itilmemeli, hakları korunmalıdır! ancak ‘rol model’ olarak toplumun önüne konmamalı.. kişi de bu role soyunmamalıdır!.. benim-bizim karşı çıkışımız bu yöndedir..

birilerinin hakları savunulacaksa, onu yapacak olan yine bizleriz.. çünkü bizler bir planın parçası ya da piyonları değiliz!.. binlerce yıldır bu böyledir.. hiç değişmedik.. değişmeyeceğiz de..

‘sınırsız’ özgürlüğün olabildiğince kutsanmasının arkasında yatan temel fikir; sona gelindiğinde ‘böyle olmuyor’ vurgusunun ortaya konularak, asıl amaçlanan ‘sonsuz faşizm’in egemen kılınmasıdır.. dinler bunun için kullanılan son araç olacaktır, ‘derin din’ devreye girecektir.. (o sizin dininiz olmayacak)

birileri bir yerlere hizmet ediyor ve bunu bir amaç için yapıyorlar.. yoksa sıradan hiç bir ‘insan’, iki-bin yıl sonrasının planlamasını yapmaz.. yapamaz!..

Bu ‘hırs’.. ‘insani’ değil..

Cem Yağcıoğlu  15-11-2014

edebiyatgazetesi

 

Comments

comments