Birçok şey yazılıyor, konuşuluyor ülkenin gündemiyle ilgili. Okuyoruz, dinliyoruz. Bazen boş gözlerle izliyoruz bezginlikle. En sonunda hepimiz şu sonuca varıyoruz. “Tamam anladık. Durum vahim. E peki ne yapmalı?”

Görünen o ki çoğumuz bu sorunun cevabını bilmiyoruz.(Bildiğini sanan medya güzelleri de dahil. )

Cevabı doğru verebilmek için soruyu doğru sorabilmek gerekir. Belki de soruyu tersinden sorarak bir cevap almaya çalışmalıyız. ”E peki ne yapmamalı?”

Bu yazı da dahil olmak üzere, her okuduğumuzu sorgulamalı ve üzerinde düşünmeliyiz. Ama en önemlisi, öncelikle ve özellikle “bize duymak istediklerimizi söyleyenlere” karşı dikkatli ve şüpheci yaklaşmalıyız. Görünen odur ki, bugünlerde Türk milleti olarak düştüğümüz en tehlikeli tuzak budur. İncelikle geliştirilmiş bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız.Yalnızlığımız, kuşatılmışlığımız tam olarak toplumun her katmanı tarafından anlaşıldığı anda,  kontrol edilemeyen bir kaos ortamı doğacağını bilenlerin, ”siz aslında yalnız değilsiniz” diyerek, tampon görevi gören medya güllerini piyasaya sürüp, kontrol edilebilir bir sistem yaratmaları bundandır. Tutunacak dal ararken, ormanın yandığını fark etmediğimiz sürece, değişmesini istediğimiz sistemin yıkılamayacağı ortadadır. Bize sunulan yollar dışında, başka yollar olduğunu bilerek, kendi yolumuzu kendimize güvenerek çizmemiz gerekmektedir. Çizeceğimiz bu yol, varlığımızı sürdürebilmemiz için  vazgeçemeyeceğimiz tarihsel bir zorunluluktur. Aydıncıklarımızın söylemleriyle karanlık kuyulara atılan taşları toplamaya inmemizi isteyenlere, böylece yolumuzu kaybetmemize sebep olacaklara, asla geçit verilmemelidir.

Bunun için yapılması gerekenler kadar, yapılmaması gerekenler de hayati önem taşımaktadır.

Medyanın insanlar üzerindeki gücü ortadadır. Peki insanların medya üzerindeki gücü? Arz- talep düzeneği burada devreye girmektedir. Güç dengesinin sağlanabilmesi için geliştirilen en zekice yöntemlerden biri “umut” üzerine kurgulanmıştır. İnsanlar asla tamamen umutsuzluğa düşmemeli ve aynı zamanda asla çok umutlu olmamalıdır. Büyük resim içerisinde hapsedilmiş insan, makro düzeyde hiçbir şey yapamayacağını “öğrenmeli” fakat mikro düzeyde dünyayı kurtaracağı umudunu içinde taşımalıdır. Türkçesi şöyle özetlenebilir. “Birileri bizim gazımızı almak için görevlendirilmiştir.” Türk milletinin birikmiş öfkesiyle başa çıkılamayacağını bilenlerin geliştirmiş olduğu bu gaz alma yöntemi şimdilik iyi kötü işlemektedir. Tabi ki ne zamana kadar bu millet bu taktiği yemeye devam eder. Onu da zaman gösterecektir.

Sosyal medya aracılığı ile geliştirilen, milletin gazını alma yöntemlerini kendimizce sınıflandırarak, algı operasyonlarına karşı savunma mekanizması geliştirmeliyiz. Bunun için, anlık tepkilerden olabildiğince kaçınmalı, ilk başta yazılan ve söylenenler hoşumuza gitse de (yani duymak istediklerimiz olsa bile) neye ve kime hizmet ettiğini bilmediğimiz kişi ve sayfaların paylaşımlarını yapmaktan özellikle kaçınmalıyız.

Paylaşımlarını yaptığımız popüler isimlerin hem geçmişteki hem de şimdiki söylemlerine çok dikkat etmeliyiz. Kimdir? Nedir? Nerden gelip nereye gitmektedirler? Aslında bir yere gitmekte midirler? Unutulmamalıdır ki  21.yüzyılın ALİ KEMAL’leri sarmış dört bir yanımızı. Baktığımız her yerde onlar duruyor. Biz bu çok bilenleri artık okumak istemesek de, bize her gün feysbuk onları hatırlatıyor.

Örnek vermek gerekirse;

“Can Dündar ne doğru söylemiş. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Ne büyük adam vallahi. Lütfen paylaşın

Levent Üzümcü ne kadar sosyalist enternasyonal  bir adam azizim. Bravo.

“Barış Atay, sen ne büyük adamsın, gurur duyuyoruz. Arkandayız.

şeklindeki sempatik, empatik feysbuk paylaşımları çok düşündürücüdür. Büyük fikirlere sahip insanların pohpohlanmaya ihtiyacı yoktur. Eğer birileri birilerini “ne büyük adam” diye parlatıyorsa bu üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

Aynı şey Mustafa Kemal Atatürk paylaşımları için de geçerlidir. Sosyal medyada paylaşımlarını yaptığınız bu tarz söylemlerdeki sitelerin samimiyeti şüphe uyandırıcıdır. Çünkü Atatürk’ün kendisiyle ilgili övgülere verdiği cevap açıktır. Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onlardan bahsediniz!

Önemli Not: Sosyalist enternasyonel denen oluşum nedir, ne değildir? Bilgi edinilmesi gereken önemli bir konudur. Tehlikenin allanıp pullanmış halleri yanı başımızda saçımızı okşarken, bir de bakmışız başta saç kalmamış, hepimize yazık olur.

Önemli Hatırlatma: Yaşanmış ve ders alınması gereken “Gezi parkının gülü Okan Bayülgen gerçeği” karşımızda dururken, medyanın bin bir yüzüyle yüzleşilmesi gerektiğini artık herkes kabul etmelidir. Şimdilerde güya İslamiyeti halka anlatma kisvesi altında (“Çok temel bir ihtiyaç var. Kur’an-ı Kerim’de ne anlatılıyor? diyerek ) Cübbeli Ahmet Hocayla program yapacağını açıklayan “Açık Radyo Gülü”,  dün kankası  Sırrı ağabeyle gezide, en aktivist tipiyle poz veriyordu. Sonra ne oldu. Ben geziye kitap okumaya gittim sadece dedi. Bizim feysbuk sayfalarımızda “Ne büyük kahramansın be Okan Abi” paylaşımları, geçmişten bir anı olarak kaldı. İşte buyurun size medyanın bin bir yüzü… Sırrı ağabey gerçeği ayrı bir konudur. Başka bir yazımda “yandan çarklı devrimci” ağabeyimize daha detaylı değineceğim ve değeceğim.

Paylaşımlarını yaptığımız dünyaca ünlü şekilli aktivist grupların söylemlerine ayrıca dikkat edilmesi gerekmektedir. Dünyanın her yerine sızmış, yerel bazda her yerde bilinçli ve bilinçsiz destekçisi olan bu grupların, sosyal medyadaki popülerliği aşikardır. İşgal kuvvetlerinin yeni adı OCCUPY olmuş, bizi bizden çok düşünür olmuşlardır. Ülkemizde pek çok destekçisi olan REDHACK denen oluşumun sosyal medyadaki paylaşımlarının içeriği, okumasını bilenler için çok şey söylemektedir. Ayrıca dikkat çekici başka bir konu, bu oluşumlar hakkında bilgisi olduğunu “bildiğimiz” aydınların!, yazılarında halkı bu konularla ilgili aydınlatacak, bilgilendirecek hiç bir şeye değinmemeleridir. İhanetin çapının genişliği ortadadır. Çapını bilmeyenlerin sonu da ortadadır. Biraz tarih okumak yeterlidir. Ayrıca, ortalarda “kadın hakları vik vik vik falan filan” diye dışı afilli içi boş söylemlerle kendi çapında dolanan FEMEN tarzı devşirme yapılanmaların da, “Türk kadının maneviyatını geliştireceğiz” diyerek saçmaladığını bir kenara not düşmeliyiz unutmamak adına. Bu coğrafyanın adı ANA-DOLU dur. Bilmeyen öğrenmeli. Öğrenen, bilmeyene güzel güzel öğretmelidir. “Vatan namustur” sözünü küçültmeye çalışanların(REDHACK), aslında neyi küçültmeye çalıştığı da ortadadır. Vatan sevgisini de, kadınlığı da, şekilli aktivistlerden  öğrenecek değiliz.

Sonuç olarak; yeni çağın kitle manipülasyon aracı sosyal medyayı küçümsememeli, bize karşı kullanılan sinsi silahları utanmadan, sıkılmadan, korkmadan deşifre ederek, kendimizi kendi yöntemlerimizle savunmayı öğrenmeliyiz. Türk milletine karşı yapılan bu algı operasyonuna karşı tek başımıza da kalsak mücadele etmeliyiz.

Sözün Özü:

“Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”

…Derim ki ben şahsen onların düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim kişisel inancıma değil, yalnız benim amacıma değil, o adım benim ulusumun hayatıyla ilgili, o adım ulusumun hayatına karşı bir kasıt, o adım ulusumun kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı biçimde düşünen arkadaşlarımın yapacağı şey, mutlaka ve mutlaka o adımı atanı tepelemektir. Sizlere, bunun da üstünde bir söz söyleyeyim. Eğer bunu sağlayacak yasalar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adımlar atanlar karşısında herkes çekilse, ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

Aycan Yayla / edebiyatgazetesi /10.04.2014

Comments

comments