Bu konuyla alakalı yazmak artık kaçınılmaz olmuştu, ne yapalım mecburen yazıyoruz; en azından kafası karışık olanlara yol olması dileğiyle, diğerlerini geçtik zaten!..

İlk olarak, ‘sağ-sol bitti artık’ cümlesinden başlayalım. (Tehlike; bu cümlenin kurulmaya başlamasıdır! Okuyun anlayacaksınız…) Bu ve benzeri cümleler ortalıkta çokça dolaşır oldu, sosyal paylaşım ortamlarında önüne gelenin sayfa açıp yayın yaptığını göz önüne alacak olursak ve bu çokluğun meydana getirdiği bilgi kirliliğine bakarsak, şu an geldiğimiz bu nokta bile başarı sayılabilir. En azından etrafta Atatürkçü-Atatürkçü dolaşanların ‘altı ok’tan haberleri oldu, bu bile gelecek için olumlu sayılabilir; zira bu ve bu gibilerin pek çoğu, Atatürkçülük dendiği zaman ‘laiklik’ dışında yorumlayabileceği bir bilgiye sahip değildi. Yorumları da zaten; ‘altı ok’ içinde yer alan ‘laiklik’ ilkesinin doğru tanımı değil, şekilsel ve bazen de Avrupai yaşam tarzına olan özentilerinin dışa vurumundan ibaretti.

Neyse biz gelelim şu ‘sağ-sol bitti artık’ cümlesine.. Öncelikle şunu belirtelim; Sağ ve sol kavramları herhangi bir ideolojiyi temsil etmez, çatı kavramlardır, yani kategorize edilemezler; ana ve temel düşünce yapılarıdır. Pencere gibi; olaylara ön pencereden bakarsanız ‘sağ’ düşüncenin hâkim olduğu alandasınızdır, yok bir de arka pencereden bakayım derseniz, sol düşüncenin alanına girmiş olursunuz. Bu tanım elbette temel ayrımı ortaya koymasa da, ‘bakış açısının’ ya da ‘olaylara yaklaşımın’ toplumsal yönden ayrılmasını sağlar. Daha net olarak ifade etmek gerekirse; sosyalist, komünist veya daha başka ideolojilere yatkın olmanız her ne kadar ‘sol’ çatı altında olduğunuzun göstergesi olsa da, değişen zaman ve sömürü sisteminin iyi okunamıyor olması ve az önce söylediğim gibi arka pencereden bakmıyor olmanız, ya da baksanız da gördüklerinizi doğru yorumlayamıyor olmanız, sizi bir anda!.. Evet, maalesef, savaştığınızı zannettiğiniz emperyalist düşüncenin oyuncağı haline getirebilir! Bu da modern dünyanın en büyük handikaplarından birini ve asıl sorunu ortaya çıkarmaktadır; temelsiz ve desteksiz fikir sahibi ve çakma entelektüeller!..

Dünyada ‘sol’ düşüncenin geldiği durumu yine aynı örnek üzerinden açıklamak gerekirse eğer; ‘sol’ düşüncenin içine düştüğü en büyük çelişki ya da çelişkiler yumağının başlıca nedeni; arka pencereden bakanların ön pencereden bakma gereği hissetmemesidir! Bu, ‘sağ’ düşüncenin tek pencereli bakış açısının tersi olsa da, nitelik bakımından eksik kalan görünün tıpkı ‘sağ’da olduğu gibi, tek yanlılık kıskacına hapsedilmesinden başka bir şey değildir!

Bugün ’sağ’ ve ‘sol’ düşünce bölüntülerini (fraksiyon) eylemleri bazında incelediğinizde emperyalist batının kullanımına girdiklerini görebilirsiniz! ‘Sağ’ düşünce doğası gereği sermaye düzeninin temel yapı taşını oluştursa da ve kendilerini ‘sağ’ görüşle ifade edenlerin kişiler bazında bu tespite itirazları olsa da; genel-geçer sistem içersindeki yeri bellidir. Buna itirazı olanların bilgi eksikliği ya da kendilerini ifade ediş biçimleri tartışmalıdır.

‘Sol’ düşünce ise doğası gereği sermayeyi reddeder (teorik zeminde) ancak, günümüz algısı ve geçmişten bugüne değişmeden gelen dogmatik yapının karışımı olan bugünkü ‘evrensel sol’ ki ‘sol’ zaten evrenseldir; etnisite bataklığına sokulmuş ve emperyalizmim ‘böl-parçala-yönet’ tuzağının arka planına yerleştirilmiştir! İşte insanlığın felaketine adım-adım ilerleyen sömürgecilerin kazandığı en büyük zafer budur! ‘Sol’ düşüncenin araçlarını kullanarak hedefe ulaşmak!

Bugün emperyalizmin hedefinde olan yegâne unsur ‘ulus devlet’ pratiğidir. Nedir ‘ulus devlet’; etnisitelerin uzunca zamandır bir arada yaşamalarının sağladığı kültür birlikteliğiyle hayata geçmiş olan ve belki geçmiş günahlarıyla yargılanabilecek ve ancak günümüz şartları göz önüne alındığı zaman insanlık düşmanlarına karşı koyabilecek tek unsurdur! İşte günümüz ‘sol’ dinamiğinin anlamadığı ya da yorumlayamadığı bu çelişkidir!

‘Sol’ ayrıştırıcı değil, birleştirici olmalıdır! Sorunu sınıf mücadelesi olarak algılayan ve doğru tespiti taa en başından koyan ‘sol’ düşünce sistematiklerinin günümüz itibariyle doğru bir sınıf mücadelesi yapması için gerekli olan ön şart ‘ulus devlet’ kavramının ayakta tutulması ile doğru orantılıdır!..

Bu işin ayırdına varamamış, slogan ‘sol’culuğundan bir adım öteye geçememiş ‘enternasyonal sol’un bugün geldiği durum; ‘halkların kardeşliği’ ve bu gibi insani ve ancak; güç odaklarınca sömürüye açık kavramların dahi korunamıyor olması ve daha da vahimi; ‘sol’ düşüncenin bu ‘tezgah’ karşısında yeni bir söyleminin olmamasıdır! İşte insanlığın trajedisi burada yatmaktadır! Kurtarıcı felsefe işgal altındadır ve o felsefeye ait oldukları savıyla iş başında olanlar –ki sokaktaki solcudan, profesörüne değin- hiçbir şeyden habersiz emperyalizmin uşaklığını yapmaktadır; oysa ‘sol’ düşünce; insanlığın son kalesidir. Yazık!.

Ülkemizde tipik solculuğun en büyük göstergesi, Nazım Hikmet’ten bir iki satır şiir okumak ya da yazmak, bestelenmiş haliyle şarkı okumaktan öteye geçmemiştir. Bu ülkede kırk yıldır aynı şarkıları söyleyip aristokrat hayat sürenlerden tutun da, kırk yıldır Nazım’ın sözleriyle tiyatro açıp-kapatanlar halkın arasında saf-saf solculuk yaptığını sananlarca hep el üstünde tutulmuş, birer put haline getirilmişlerdir. Halkın genel-geçerinden kopuk bu zihniyet, yeri geldiği zaman Lenin’i, Stalin’i içselleştirirken, dönem-dönem Mustafa Kemal Atatürk’ü de sahiplenmek zorunda kalmıştır; ki yine aynı zihniyet çoğu zaman ‘Kemalist Devrimi’ burjuva devrimi diye de lanetlemiştir! İşte ülkemizde ‘sol’ düşüncenin bu yanar-döner hali halkın çoğunluğunca teveccüh görmediği içindir ki; AKP denen işbirlikçi taife son on yıldır işbaşındadır!

Sınıfsal döngünün ezen ile ezilene indirgendiği günümüzde halen daha çoklu sınıfsal yapıların olduğunu iddia eden ve etnik köken aldatmacasını emperyalistlerin ekmeğine yağ sürercesine kaşımaya devam eden ‘işbirlikçi sol’ elbette gerçek ‘sol’ düşünceyi zapturapt altına alamayacaktır! Çünkü ‘sol’ düşünce insanın kendisidir! Daha da ötesi, tüm canlıların bir arada yaşamasının temel sebebidir!..
Yazının başında bahsettiğimiz ‘sağ-sol bitti artık’ cümlesine dönecek olursak; sistemler veya yönetim şekilleri bitebilir, tarih olabilir; ancak, sağ ve sol düşünce insanlık var olduğu sürece var olmaya devam edecektir. Bu bir döngüdür; yaşayan birden fazla canlı olduğu sürece sağ ve sol düşünce hep olacaktır; okuyanlar ve yazanlar hep bu iki temel düşüncenin etrafında dolaşacaktır. Daha net söylemek gerekirse sağ ve sol düşünce birer ideoloji değildir; ideolojilerin temelini oluşturan iki ana unsurdur.

Demokrasi! Kapitalizm denen sömürü düzeninin tetikçisi mi!? diye sormuştum bir başka yazımda. İşte bu sorudan yola çıkarak, demokrasilerde sol düşüncenin hangi aşamada olduğuna bakalım kısaca.. Öncelikle demokrasi denen sistemin temsil ettiği düşünce ‘sağ’ mı yoksa ‘sol’ mudur? Bu soruya net bir yanıt vermek neredeyse imkânsızdır; ancak kendi fikrimi belirtmek gerekirse eğer; ‘sol’ olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim; zira sermayenin sınırsızca hareket edebildiği yegâne sistemin adıdır demokrasi! Her ne kadar işçi hakları, diğer sosyal haklar halka sunuluyormuş gibi gözükse de, sağlığın, eğitimin parasız olduğu bir demokrasi hayalden öteye geçememiştir. Sömürgeci batının birkaç ülkesinde diğerlerine göre daha uygulanabilir ve daha adaletli bir demokrasi anlayışı varmış gibi gözükse de; tröst sermayenin diyetinden başka bir şey değildir; yani birilerine sunulan sus payıdır. İşte bu sus payını alan sömürgeci batının işçi sınıfı ve sendikaları ve sözde sosyalistleri, bugünkü insanlık dramlarına seyirci kalmaktan başka bir işlev görmemiştir.

Enternasyonal ‘sol’un bu ihaneti; bağnaz ‘sağ’ iktidarların halkın gözünde daha da yükselmesine ve sömürünün sağlı sollu ilerlemesine neden olmuştur. ‘Sağ’ düşüncenin dayanaklarından en önemlisi olan ‘din’ kavramı ise, aldatılan halkların kaçıp sığınacağı bir liman görevi görmekte ve ‘sağ’ düşünce de bu kaçışı kendi lehine çok iyi kullanmaktadır! İşte enternasyonal ‘sol’un hesaplayamadığı ya da –daha derin- hesaplamadığı bu kaçış, bugünkü sağlı-sollu sömürü düzenini hâkim kılmıştır! Bugün, işgalci ‘sağ’cılarla işgale göz yuman ‘sol’cuların aklın sınırlarını zorlayan bir birlikteliği vardır.

İşte asıl sorulması gereken soru; ‘sol’ bu hale nasıl gelmiştir? Ya da ‘sol’ gerçekte ‘sol’ mu?..

Bu yazının devamında ‘ulus devlet’ gerçeğine sahip çıkması gereken ‘sol’ düşüncenin nelerle uğraştığını ve kimlere hizmet ettiğini irdelemeye devam edeceğiz. ‘Böl-parçala-yönet’ politikalarının içersinde sıkışıp kalan ’sol’un neden bu açmaza düştüğü ve düştüğü bu açmazdan kurtulmak için göstermediği gayretin sebeplerini inceleyeceğiz… Sahi ‘enternasyonal sol’ kime hizmet ediyor, hiç merak etmiyor musunuz? İngiliz işçi sınıfı Irak veya Afganistan ya da Libya işgaline karşı çıktı da bizim mi haberimiz yok! İşte bu noktada, sınıfsal mücadele mi yoksa ezenle ezilenin mücadelesi mi veya sınıfların bu mücadeledeki rolleri nedir ona bakacağız; yani anlayacağınız durum hayli karışık. Sınıf çözümlemesi teorik alanda işlerken, pratiğe yansıyan sermayenin gölgesi mi? Sermayeye dizginleme getirilmeden, işçi hakları, sosyal haklar vesaireler ne derece etkin olur? Sendikalar sermayenin Truva atı mıdır?..

 

Devam edecek…

Cem Yağcıoğlu/06-07-2012 edebiyatgazetesi

 

Comments

comments