Zemheride yoğurt isteyenlerin, cebinde bir inek taşıması gerek.

Olanak: Yararlanılan uygun şart veya durum, imkân.

İstek: (ruh bilimi) Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem, arzu

Taşımak: 1. Üstünde bulundurmak – 2. Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek

Voltran izleyerek güne başlayan çocuklardık biz. Reklam aralarında, körfez savaşı görüntüleri geçerdi televizyon ekranında. Bombaların düşüşünü izlerdik okula gitmeden önce sabah kahvaltımızı ederken… İzlediğimiz görüntülerin rengi hep yeşildi. (Kameraların gece görüşüymüş nedeni. O zaman öğrendim.) O simsiyah petrole bulanmış küçük karabatak kuşunun görüntüsünü kim unutabilir ki… Biz çocuklar, o kuşa çok üzülürdük. Bir de arkadan acıklı bir müzik eşlik ederdi görüntülere. Benim için Peter Gabriel’in bu müziği (TheFeeling Begins) “savaşın resmi şarkısıydı” o zamanlar.

Körfez savaşı , Japon çizgi filmleri, Parliament sinema klubünün sunduğu Pazar gecesi sineması derken, yıllar çok çabuk geçti. Muz yemek “zenginlik” belirtisi olmaktan çıkmıştı ülkemizde artık. Bir baktık ki, Rus salatası Amerikan salatası olmuş, 20. Yüzyılın sonuna gelinmişti. 21. yüzyılda parlak gri uzay kıyafetleriyle dolaşacağımızı sanırken “geleceğe dönüş” filminde olduğu gibi, kot giymeye devam ettik hayal ettiğimizin aksine. Halbuki başka galaksilere ışınlanacağımız günlerin hayaliyle büyümüştük biz.

21. yüzyılın başlarıydı… Yine yanı başımızda bombalar patlamaktaydı. Ama bu sefer farklıydı. “Büyük Adamlar” karar almıştı. Artık televizyon ekranlarında savaş görüntüleri verilmeyecekti eskiden olduğu gibi. Sonuçta 20. Yüzyıl geride kalmıştı ve “insanlık” hep “ileriye” gitmeliydi. Zaten ne de olsa televizyonun da eskisi kadar bir “etkisi” kalmamıştı. (En azından bizim gibi commodore64  model bilgisayarda süper mario oynayarak büyümüş bir kuşak için.)

Dünya değişiyordu. Hem de çok hızlı. “Yeni dünya”, eskisinden daha  yakındı. Parmaklarımızın ucundaydı. Şahsen bu cümlenin, bir reklam sloganı olmak dışında, çok daha derin anlamları olduğunu düşünmüşümdür hep. Bir gezegen olarak dünya eskiden kime ne kadar uzaktı da şimdi “neden” bu kadar yakın diye…

Dünyanın bize yakınlığını hesap edebilecek durumda değildik. Biz sadece petrole bulanmış, yaşam mücadelesi veren o küçük karabatak kuşuna üzülen koca yürekli iyi çocuklardık. Ama ”Sistem  yanlıştı”. Peki sistemin “küçük insan” için yanlış olduğunu, bu sistemi üreten “büyük adamlar” bilmiyorlar mıydı? Tabiki de biliyorlardı.O zaman büyük adamlara burada bir görev düşüyordu. ”Küçük insan” asla uyanmamalı yada sadece uyandığını sanmalıydı. Bunu yapabilmenin en iyi yöntemi, küçük insanın rüya içinde rüya görmesini sağlamaktı. Böylece küçük insan asla “yanlışa” başkaldıramayacak, ama başkaldırdığını sanacaktı ve  içinde biriktirdiği öfke ve isyan duygusu kolayca sönümlenecek, ama büyük adamlar için tehlike oluşturacak hiçbir somut sonuç alınamadan “haklı isyan” yönlendirilebilecek ve/veya yönetilebilecekti.

Peki bunu nasıl yapmalıydı. Bunun için, isyankar küçük insana, duymak istediğini söylemeli, görmek istediğini göstermeliydi. Bu yöntem tüm dünyada çok iyi işledi kanımca. Rüya içinde rüya görenler dünyayı sar(s)mışlardı. En “farkında” olanlar hayal dünyalarındaki kahramanlardan güç alır olmuşlardı. Tarihin (eski dünyanın) gerçek kahramanlıkları anlatılmaz, konuşulmaz olmuştu. Artık yeni bir çağ vardı ve bu yeni çağın kahramanları uyananlar için değil, sadece rüyasında uyandığını görenler için üretilmişti. Uyananların ise kahramana zaten ihtiyacı yoktu. Büyük adamlar yeni dünya için tehlike oluşturan bu durumun da farkındaydı. Bu yüzden uyananları kontrol edebilmek için de başka bir yöntem geliştirmişti. ”Eski dünyadan ne hayır gördünüz ki zaten” söylemleri üzerinden, var olan “gerçek kahramanların” hafızalardan silinmeye çalışılması yöntemi…Kısmen de başarılı olunmuştur diyebilirim.Matriks’ teki Neo’dan, Fight Club’taki  Tyler Durden’ a, Vendetta’daki V ye kadar “üretilmiş” kahramanları hangi birimiz sevmedik.

Bize duymak istediklerimizi söyleyenler, “zihinlerimizin kahramanı” oldular. Bu yeni çağın kahramanları, “sisteme karşı (koyarken) duymak istediklerimizi söyleyenlerdi”. O yüzden defalarca aynı filmleri izlemedik mi? Tabi ki senaryolar hep çok iyiydi. Müzikler şahaneydi. Bu filmler hep görsel bir şölendi. Günü gelince, V FOR VENDETTA maskeleri, haklı isyanımızın simgesi olup çıkmadı mı? Her şey güzel olacaktı değil mi? Bu daha başlangıçtı! ? Köhneleşmiş, bizi köle eden bu sistemin çökme vakti gelmişti. Gargamel’den kurtulmaya çalışan şirinler köyündeydik sanki. Hepimiz çok iyiydik , çok şirindik ama sistem çok yanlıştı. Gerçekten bu kadar tatlı mıydık aşure misali?

Hem “öyleydik” hem “böyleydik“ biraz da şöyleydik”. Peki biz bu kadar “iyi” olanlar, Nuh tufanının sonucu mu sebebi miydik?

“Buradan çıkış yok” diye slogan atarak kendinden geçen holiganlardan kaçarken,  acil çıkış kapısında yığılan insan selinde, kahramanımızı ararken, boğularak ölenler  yine bizlerdik.

Bence Sonuç: Zemheride yoğurt isteyenlerin, cebinde bir inek taşıması gerek.

Sözün Özü:

Âcizler için imkansız, korkaklar için müthiş gözüken şeyler KAHRAMANLAR için idealdir…MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Aycan Yayla / edebiyatgazetesi /26.03.2014

Comments

comments